Emeklilik Değil, Yaşam Hakkı
İngiltere’de yaz zamanı, üniversiteme yakın Godalming adlı bir köyde rastgele bir parka girdim. Park gerçekten güzeldi; aileler piknik yapıyor, çocuklar oynuyor, gençler sohbet ediyordu. Yeşil bir alanın toplumun moralini yükselttiğini sezmek zor değil. Hatta bilimsel olarak da bunun insanları daha iyi hissettirdiğini biliyoruz. Ama beni asıl çarpan şey yeşilin kendisi değil, o yeşilin kime ait olduğuydu. Parkın bir köşesinde 65 yaş üstü insanlar ukulele dersi alıyordu. Elektrikli scooter üstünde dedeler, bastonlu neneler… Müzik öğreniyor, gülüyor, birbirlerini bekliyorlardı. O an şunu düşündüm: Kıbrıs’ta emeklilik dediğimiz şey, neden yaşamak değil de “kapanmak” anlamına geliyor?
Doruk Ekingen yazdı: Bugün büyüklerimizi kahvehane kapısına, evin salonuna, dar bir hayata sıkıştıran düzen; yarın bizi de aynı yere sıkıştıracak. O yüzden bu mesele “onların” değil, hepimizin meselesi.
09.03.2026 07:01
👍 1
🔁 0
💬 1
📌 0
Tracey Emin’in “İkinci Hayat”ı ve 8 Mart’a Düşen Gölge
Londra’daki Tate Modern’de açılan, “A Second Life” retrospektifi, yalnızca bir sanat olayından ibaret değil. Yaklaşık 40 yıllık üretimi bir araya getiren “A Second Life” başlıklı sergi, izleyiciyi çağdaş sanatın en kişisel ve en sarsıcı seslerinden biriyle yeniden buluşturuyor. 62 yaşındaki Tracey Emin’in 2020’de geçirdiği ağır kanser tedavisinin ardından tanımladığı “ikinci hayat” fikrini merkeze alıyor. 31 Ağustos’a kadar ziyaret edilebilecek seçki, Emin’in kariyerine bugünün yaşam perspektifinden bakıyor. Bu sergiyi asıl anlamlı kılan, zamanlaması ve dünyadaki sert gündemle kurduğu görünmez bağ. Yaklaşık 100 eserin yer aldığı sergide resim, heykel, video, neon ve yerleştirme çalışmaları bir arada sunuluyor; bazı yapıtlar ise ilk kez izleyiciyle buluşuyor.
Sadiye Ada yazdı: Kıbrıslı Türk bir babanın kızı olarak İngiltere’nin Margate kentinde işçi sınıfı bir ailede büyüyen, 13 yaşında okulu bırakan Emin, dünya çağdaş sanatının en güçlü kadın figürlerinden biri.
08.03.2026 17:27
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0
Hamnet
Önce bir trajedi, sonra bir oyun, ardından bir roman, romandan film, filmden sonrası gözyaşı. “Olmak ya da olmamak” mı; “yaşamak ya da ölmek” mi hangisini kullanmak duyguyu daha güçlü ifade eder diye düşünmektense; yüzlerdeki ifadelere gitmek, ormandaki sihre kapılmak, kurulan sahnenin içine dalmak, seyircilere odaklanmak, oyuncuların ellerinden tutmak daha doğru bir tercih olabilir. Çevirinin nasıl yapıldığından çok ne yapıldığı göze batıyor özetle. Film, susan bir film. Konuşmalar arasında, duygular arasında susmalar var. Yutkunmalar var. Susmalar olduğu için sessizlik olduğu için duyguların haykırışı rahatça duyuluyor ve sizin duyguyu yaşamanıza izin veriyor. “Burada susuyorum” derken sahne, siz büyüye kapılıp gidiyorsunuz fark etmeden.
Tüge Dağaşan yazdı: Film, tiyatro, şiir, öykü, roman, heykel, resim, fotoğraf; ne olursa olsun size dokunup bir şey verebiliyorsa; verdiği şey sizi çoğaltıyorsa önemli olan sadece budur.
05.03.2026 17:00
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0
Tahlil
Dile geldiğinde bütün bu uğraşların adı; hırs oluyor. Daha fazla, daha fazla, doymuyor… Peki bir gün temize çekilecek mi bütün eşyalar? O kısa gotik hikâyeler kuruyacak mı, yoksa iyimser serzenişler feryada mı dönüşecek? Sonunun neye varacağı aslında belli değil mi? Bir tuşa basılıyor, müdahale ediliyor bedenlere, ruhlara, hafızalara. Yıkanmış evleri yeniden kirletiyorlar. Verandayı süpüren kadın, yıkıp tarihini, plastik mopunu, Cif’i, üzümün dalını, kıra kıra rüzgâra sordurtuyor halini. Kaydediyor belleğine; bir gün hesap soracak torunlarına anlatmak için. İnsan ister istemez düşünüyor: Bu da mı Allah’ın işi? Yüklü bulutlar geçiyor ama huzur yağmıyor.
Levent Atikoğlu, konfor ve vicdan arasındaki çelişkiyi, "Baba Rahmi" kitabındaki "Tahlil" şiiriyle yorumluyor.
03.03.2026 07:01
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0
Varoluşsal Krizler, Trajikomik Kimlikler: Beren Rojin Durmaz
Her şey bir sosyal medya mesajıyla başladı. Collective Beat’in 3. gecesini planlarken gelen o mesajın sahibi: Beren. İlk buluşmamızda enerjisinden fazlasıyla etkilenmiştim. Aylar geçti ama aramızdaki sinerji azalmadı, aksine her projede büyüdü. Onu sahneye her davet ettiğimde “she is my cherry on top” diyorum. Çünkü bazı insanlar sadece sahneye çıkmaz… Sahneyi tamamlar. Şimdi gelin, benim cherry on top’umu birlikte tanıyalım. 1. Beren Rojin Durmaz kimdir? Kendini CV gibi değil de, bir sahne anonsu gibi anlatır mısın? Beren Rojin Durmaz'ı kendinden emin betimlemelerle anlatacak kadar tanıyor muyum, emin değilim. 20’lerinin başında, varoluşsal krizler ile yanıp tutuşan, bir yandan kim olduğunu keşfetmeye çalışırken diğer yandan da aklına düşen, yüreğinde yer eden düşünceler, konular ve durumlarla bir şeyler üretmeye çalışan bir "sanatçı", belki bir "hikaye anlatıcısı" olabileceği yönünde bazı sezgilerim var.
Hakan Çoban sohbetlerinin yeni konuğu sanatçı Beren Rojin Durmaz...
02.03.2026 16:01
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0
Uyumadan evvel çok yersañ öyle olur.
28.02.2026 13:53
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0
Birini Yarın Sevemezsin
On sekizinci yaşımı kutladıktan bir hafta sonra İngiltere’ye okumaya gittiğimde sene 2017’ydi. İlk heyecanlar, toyluklar, yeni başlangıçlar ve hayat akışının getirdiği kaçınılmaz sorumluluklar, hepsi masamdaydı. Kampüste ilk günüm, tüm çömezliğimle dersin olacağı amfiyi ararken birinin bana seslenmesiyle o anki panik halimden sıyrıldım. Otuzlarının ortalarında,dudağının tam altında konuştukça oynaşan bir piercingi olan, mor Dr. Martens botlarıyla ve el örgüsü mor bir saç bandıyla, siyah kemik gözlüklü bir kadın konuşuyordu bana. Dani, üniversitedeki ilk arkadaşım. Yaklaşık aramızda on beş yaş fark vardı. Laboratuvar derslerimizde kahkalarla yaptığımız deneylerimiz, ders aralarında içtiğimiz kahveler, birlikte yaptığımız projeler ve kampüsteki yürüyüşlerimiz sırasında Dani’nin aslında bir sanatçı olduğunu, finansal olarak kendi kendine yetemediği noktada yeniden hayat yolunu değiştirdiğini öğrendim.
Ceyhun Bakkaloğlu yazdı: Yarın ne olacağını bilemiyoruz, belki de birini yarın sevemezsin.
26.02.2026 17:01
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0
Portakallardan “Real Estate”e
Maria Hacımihail | Afoa Jalla’nın çok konuşulan video klibinde, kimsenin ele almadığını gördüğüm ve görmezden gelemeyeceğime karar verdiğim bir detay ortaya çıkıyor. Bu detay, kasası portakallarla dolu bir çift kabinli aracın, arka planda göz kamaştırıcı City of Dreams (Otel) ve Akrotiri Gölü manzarasıyla birlikte gösterildiği sahneden doğuyor. 2018’de, City of Dreams projesi Çevresel Etki Değerlendirme Komitesi’nde görüşülmeden önce bölgede yerinde inceleme yapan bazı kişiler, çalışmaların çoktan başlamış olduğunu gördü. Ağaçların, özellikle de portakal ağaçlarının envanterini çıkarabilmeleri gerekirken, kendilerini kesilmiş portakal bahçelerinin gövdelerinin yığıldığı alanların önünde buldular. “Portakal ağaçlarını yeniden diriltmek bir sebeptir” diye yazar Th.
Maria Hacımihail yazdı: Bir tarafta, geçmişin romantik hayal dünyasında yer alan pastoral Kıbrıs: “Karava’nın portakal bahçeleri”, Mağusa’daki portakal festivali, bir zamanlar tüm Kıbrıs’ı besleyen toprak… Öte tarafta ise bugünün Kıbrıs’ı var:
26.02.2026 07:01
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0
Varlığımızı Türkiye’nin Varlığına Armağan Etmişsiniz
Kıbrıs’ın kuzeyindeki siyasal ve toplumsal tartışmaların merkezinde açıkça konuşulması gereken gerçekler var: Türkçe konuşan Türkiyeliler, Türkçe konuşan Kıbrıslılardan hem rakam olarak daha fazla hem de irade olarak ada yarısı kendini Türkiye’ye teslim etmiş durumdadır. Siz, Türkçe konuşan Kıbrıslı varlığını Türk ve Türkiye varlığına armağan etmişsiniz; bunu açıkça konuşamamanın ne gibi bir sakıncası olabilir? Siz, bu irade sıfırlanmasının yarattığı kimlik, temsil, yabancılaşma, adalet, huzur, eşitlik ve aklınıza gelecek her sorunu çözmek için değil, aksine Kıbrıs’ı daha da fazla Türkiye yapmak için uğraşıyorsunuz. Bu açıkça ortada. Yaşananları çıkıp evirmeden, çevirmeden, manipüle etmeden, analiz oyunlarına başvurmadan konuşun.
Levent Atikoğlu yazdı: Bugün ortaya çıkan tablo yalnızca bir nüfus değişimi değil; kimliğin, aidiyetin ve temsilin dönüşümüdür.
25.02.2026 07:00
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0
Asi Hafıza Kayıtları
Bazı şeyler olur, yaşanır ve bellekte kalır, unutulmaz. Bıraktığı hissiyatın etkisi geçmez. Üzerinden yıllar geçse bile eksilmez, hafiflemez, silinmez. İnsan unuttuğunu sanır; hayat devam eder, sokaklar aynı kalır, yüzler değişir. Ama hafıza, sessiz bir tanık gibi içeride kalır. Çünkü hafıza sadece hatırlamak değildir. Hafıza, insanın kendine verdiği en derin sözdür: Gördüğünü inkâr etmemek, hissettiğini küçümsememek ve gerçeğin üzerini örtmemek. Bu yüzden hafıza bazen ağırdır. Ve bu yüzden, hafıza çoğu zaman asidir. “Asi” kelimesi yalnızca bir sıfat değildir. Kıbrıs’ın, bazı Mısır ve Yakın Doğu kaynaklarında geçen en eski adlarından birinin “Asi” olarak anıldığı rivayet edilir.
Sadiye Ada yazdı: Bu köşe, unutmanın konforuna teslim olmayanların yeridir. Görmezden gelinenin, ertelenenin, susturulanın ve içimize gömülenin kayıtlarıdır. Bireysel olan ile toplumsal olanın kesiştiği yerde, hafıza konuşur.
22.02.2026 10:00
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0
Karar Ver(eme)mek
Karar vermek çoğu zaman bir yön seçmekten fazlasıdır. Seçtiğin her yol, vazgeçtiğin başka ihtimallerin sessiz ağırlığını taşır. Bu yüzden bazen ilerleyemediğimiz yer, yanlış yoldan korktuğumuz değil; kaybetmeyi göze alamadığımız yerdir. Karar vermek özgürlük gibi anlatılır.Sanki insan bir şeyi seçtiğinde hafifler, netleşir, ilerler. Oysa çoğu zaman karar vermek, bir ihtimali gömmektir.Seçtiğin her yol, seçmediklerinin yasını içinde taşır. Son zamanlarda en basit gündelik planlarda bile, işler istediğim gibi gitmediğinde içimde bir şey kilitleniyor. Bir saat kayması, küçük bir iptal, ufak bir aksama… Ve ben bir anda yönümü kaybediyorum. Sanki plan bozulduğunda yalnızca program değil, ben de dağılıyorum.
Pervin Avcı yazdı: Karar vermek çoğu zaman bir yön seçmekten fazlasıdır. Seçtiğin her yol, vazgeçtiğin başka ihtimallerin sessiz ağırlığını taşır.
22.02.2026 08:00
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0
Susuzlu’yu Anlamak
İnsan çocukluk sürecini pek hatırlamasa da çocukluk sürecinde yaşadıkları ve etkilendiği insanlar hep derin izler bırakır. Hafızamız o yıllara dair fazla detay hatırlamasa da, o yılların ve yaşanılanların bıraktığı izler insanı şekillendirir, bilincini, vicdanını, hayatla olan ilişkisini belirler. Çocukluk, insanın en politik dönemidir aslında. Çünkü bilincimiz henüz ideolojilerin kalın cümleleriyle değil, tanıklıklarla şekillenir. Nitekim Jean-Paul Sartre’ın söylediği gibi, “İnsan, yaptıklarının toplamıdır.” Çocuklukta karşılaşılan insanlar da o toplamın en belirleyici parçalarındandır. Her ne kadar savaşın, acıların ve bölünmenin derin yaralarının henüz çok taze olduğu bir zamanda, yerini, yurdunu ve bilindik hayatlarını kaybetmiş göçmen ailelerin çocuğu olarak, yerini, yurdunu ve bilindik hayatlarını kaybetmiş insanların geride bıraktığı topraklarda dünyaya gelmek çok kolay bir şey olmasa da, çocukluk yıllarımda bilincimin şekillenmesine büyük katkılar koyan insanlarla büyümenin bir şans olduğuna inanır, kendimi şanslı çocuklardan biri sayarım.
Nuri Sılay yazdı: Alper Susuzlu, sadece karikatürlerini oluşturan çizgileriyle değil, yazdığı, yönettiği ve oynadığı tiyatro oyunlarıyla da sanatın nasıl bir direniş aracı olabileceğini bizlere gösterdi.
20.02.2026 07:01
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0
Kırmızı Pasaportlu Dedem; Cemal Dayı -Solina-
Babam dünyadan ayrılınca -ki ayrıldı mı onu da bilemem- ne zaman buna dair yazabildim bilmiyorum. Ne kadar süre geçti bilmiyorum, bazen geçen süre sonsuz gelebilir insana. Hep geç kalmış hissedebilir insan kendini yazmak için ya da yazdığı zaman. Bu yazıya geç kalmak istememe nedenim belki biraz da bu yüzdendir fakat geç kaldım, son ziyarete, vedalaşmaya, geç kaldım. Bu geç kalış gerçekten de yüreğine oturur insanın. Hoşça kal diyemezsin gidenin arkasından bazen, güle güle diyemezsin, alkışlarla uğurluyoruz bile diyemezsin bazen. Ne desen uymaz. Ne desen eksik, ne desen yarım kalır. Şu yarım kalmış çeyrek adanın yüzü gibi asılı kalır yüzünde zaman.
Tüge Dağaşan yazdı: Geç kaldım, son ziyarete, vedalaşmaya, geç kaldım. Bu geç kalış gerçekten de yüreğine oturur insanın.
18.02.2026 08:23
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0
Burası Türkiye, Dönsün Dünya
Yaz’ın yakıcı güneşi, kışın delirtici soğuğu birikti; beyan oldu öleceği. Yüksek kayalıklar, boylu boyunca ömür, kırk kere kırık maşallah’lar, ezberlenen hatıralar… Bir yenisi daha eklendi, dizildi patır patır çileşen geçmişimize. Çünkü burası epeydir Türkiye. Yaşamak Kıbrıs ise ve her geçen gün daha da çile, daha da tasalıysak, öldürüyorsa bu yaşama isteği, nedendir durduramıyoruz hala daha bu çarkı, bu ihaneti? Sevdiklerimize, en yakınımıza sitemlerimiz, stres, endişe, yıpranmalar, kavgalar… Sistemin bizi deli çıkardığı, hasta ettiği, o en kırılgan, en acımasız, adaletsiz, mecburi haller... En sevdiğimizden, en çok değer verdiğimizden çıkardığımız sinirimiz öyle büyük acıtıyor ki, hayatın dövünüp durmalarıyla cebelleşirken, bir an durma ihtiyacı, bilinçli, kendi kendime nefes alma hatırlatmanın mesaileri oldu sonra bunun adı.
Levent Atikoğlu yazdı: Burası Türkiye; burası belki de hiç Kıbrıs değildi aslında.
17.02.2026 07:01
👍 0
🔁 0
💬 0
📌 0