Sabırlı olun, umudunuzu kaybetmeyin. Akıl sağlığınızı, beden sağlığınızı koruyun. Zaman zalimlerin en büyük düşmanıdır, gün geldiğinde sabırlı ve güçlü kalmayı başaranlara aydınlığı altın tepside sunar.
Sabırlı olun, umudunuzu kaybetmeyin. Akıl sağlığınızı, beden sağlığınızı koruyun. Zaman zalimlerin en büyük düşmanıdır, gün geldiğinde sabırlı ve güçlü kalmayı başaranlara aydınlığı altın tepside sunar.
Bu artık bir liderlik meselesi değil; bir rejim işbirliği, bir ahlak testi. Milyonların değişim isteğini yok saymak için yürütülen bu girişim, sadece partiyi değil, halkın seçim hakkını da hedef alıyor. Bu oyuna susan herkes, bu sorumluluğun ortağı olur.
Kişisel hırslarına ve ruhunu kemiren ihtiraslara yenilen Kemal Kılıçdaroğlu, yaşamı boyunca sözde mücadele ettiği hukuksuzluklara ve o hukuksuzlukları üreten odaklara bel bağladı. Tek amacı, kaybettiği parti içi iktidarı geri almak ve yol arkadaşlarını imha etmek. Revenant, onu toprağa gömdüğünü sandığı yoldaşlarından intikam almak için geri döner. Ama o, hiç gömülmedi. Defalarca düştü, çukura yuvarlandı. Hain gözüyle baktığı yoldaşları onu her seferinde elinden tutup çıkardı, sırtlarında taşıdı. En son kendini uçurumdan attı, kötürüm kaldı. Ve hâlâ, o haliyle bile, onu sırtlarında taşımaya devam ediyorlar. Bu bir intikam değil. Bu, bir imha ve intihar girişimi. Ve o hâlâ farkında değil.
Kılıçdaroğlu onur yerine sinsiliği, ilke yerine kurnazlığı seçti. CHP'de tabanı hiçbir zaman temsil etmedi; sadece yönetti. Bugünse bu yönetme takıntısı, yurttaşların iradesine karşı yürütülen, Erdoğan rejimiyle zımni bir çıkar ortaklığına dönüşmüş durumda.
Fatih Altaylı'nın, Silivri Cezaevi'nden İsmail Saymaz'a gönderdiği mektup. 1/2
Fatih Altaylı'nın, Silivri Cezaevi'nden İsmail Saymaz'a gönderdiği mektup. 2/2
Daha kötü şeyler var hayatta, zalimlerden olmak var; biz onlardan değiliz! Bazen hapse girenlerden olmak, hapse atanlardan olmaktan bin kat iyidir. Çok şükür!
Hande Altaylı
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Millet büyüktür. Kendini milletten büyük gören varsa, söyleyelim, millet gercekten büyüktür. Hayal fantezi yok, hakimiyet sadece milletindir. Güç, meşruiyet sadece millete aittir. Hiç kimsenin bunu anlamak istememek gibi bir hakkı yok!
Savcılık makamı eliyle yürütülen bu kirli kumpasta; iş insanları, bürokratlarım, yol arkadaşlarım; baskı, tehdit ve şantajla iftiraya zorlanıyor. Hayatında adliye koridoruna uğramamış tertemiz insanlar, tarihimizin en sistematik ve en utanç verici yargı tacizine maruz bırakılıyor. Bir avuç yargı mensubunun hırsı, kini ve siyasi çıkarları uğruna tertemiz insanlar zulüm görüyor. Devletin adalet eli bir şantaj aracına dönüştürülüyor: “Seni mahvedeceğiz. Aileni tutuklayacağız. Çoluğundan çocuğundan yıllarca ayrı bırakacağız. Gel, iftira at, kurtul!” Bu cümleler o karanlık odalarda yankılanıyor. SEGBİS kayıtlarında, kamera görüntülerinde, tanıklıklarda duruyor. Bunları kimse bilmiyor, bunlar gizlenecek sanmayın! 15 Ocak 2025’te açıkça söyledim, bu vesileyle tekrar ediyorum: “Mert olun, cezamı onaylayın; ama masum arkadaşlarımı rahat bırakın!” Mert değilsiniz! Yol arkadaşlarımı, selam verdiğimiz insanları en değerli kutsalları olan aileleriyle tehdit ediyorsunuz. Mafyanın bile kullanmayacağı yöntemlere başvuruyorsunuz! Buradan dostlarıma sesleniyorum: Onurunuzu, haysiyetinizi, ailelerinizi ve evlatlarınızı koruyun. Gerekirse önünüze konulan o iftiranameleri düzmece olduğunu bilerek imzalayın. Hiçbirinizin çocuğunun geleceği benim özgürlüğümden daha kıymetsiz değil. Ben o imzaların yükünü tek başıma taşırım. Biz bu yola milletin kaderini omuzlamak ve taşımak üzere çıktık. Kendi kaderimiz ne ki. Bu omuzlar, bir evladın gözyaşı uğruna susturulan herkesin kaderini taşımaya hazırdır. Hiç üzülmeyin. Ama bu kirli düzene boyun eğmeyeceğimi de kimse unutmasın! Bu karanlık elbet bitecek. Yeniden aydınlığa ulaşacağız. O gün geldiğinde, sadece adalet değil, onur, şeref ve haysiyet kazanacak
“Mert olun, cezamı onaylayın; ama masum arkadaşlarımı rahat bırakın!”
***
"Bu karanlık elbet bitecek. Yeniden aydınlığa ulaşacağız. O gün geldiğinde, sadece adalet değil, onur, şeref ve haysiyet kazanacak."
Ekrem İmamoğlu
Özgür Özel, Bayburt mitinginde yurttaşlara seslenirken.
Özgür Özel, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ferdi Zeyrek'in kabrinde.
Özgür Özel, Saraçhane'de kayyum nöbetinde.
Özgür Özel, Yozgat'a çiftçi yurttaşlarla traktör konvoyunda.
Tarih, umut ve inancın tükendiği anda kırılır. Kırıkların arasından bazı insanlar yükselir; beklenmeyen, tahmin edilemeyen... Dağları bile çökertecek yükleri, nefes almadan omuzlarlar.
Şahsi planım, aklıma mukayyet olmak, umudumu diri tutmak ve elimden geldiğince yurttaşlarımı yılgınlıktan, boşvermişlikten uzaklaştırmak.
Karanlığın ruhumuzu emmesinin önüne geçmek ilk önceliğimiz olmalı.
Bu karede yer alanlar dahil, hepimiz ağır bir manevi ızdırap içindeyiz. Ama bu karanlığı aşacağız. Yürekleriniz serin olsun; insanlığımızı, vicdanı ve adaleti ayağa kaldıracağız. Bizi sıkıştıran bu kalıpları dayatanlar, Türk Milletinin bu cendereleri daha önce nasıl aştığını yine görecekler.
Devrini tamamlamışlar; yerlerine gelecek olanların varlığını silmeye, hatırasını lanetlemeye kalkıştıkça kendi boşluklarını derinleştiriyorlar. Rakip baskılara direndikçe büyüyor, kahramanlaşıyor, birey olmaktan çıkıp, milyonların umudu olarak devleşiyor.
“Bu tutukluluk siz dışardakilere gözdağı vermek için sürdürülüyor. Sakın umutsuzluğa kapılmayın. Hepimiz sayesinde çok yakında karanlıklar aydınlığa çıkacak. Türk halkının cesaretine güvenim tam.”
Arda Atçı
13 Mayıs Boğaziçi Tutuklusu
Ulu Önder Atatürk'ün mirasına sonsuz saygı ve minnetle; Gençliği tehdit altında olan bir ulus olarak, Gençlik Bayramı’nı kutlamak bir seçenek olmaktan çıktı. Bütün meşgalelerden önce, gençliğin bugününü ve yarınını kurtarmanın yollarını aramaktan başka bir aciliyetimiz kalmadı.
Sinemis, sizce 13 polisi beş metrelik bir çukura atabilir mi?
#SinemiseÖzgürlük
#ÖğrencileriSerbestBırakın
Esila'nın bir suçu yok. Bu, Anayasa Mahkesi'nin kararıyla sabit olan bir realite. Haksız şekilde cezalandırıldı. Esila ve diğer bütün genç kardeşlerimizin hukuk dışı olarak özgürlük haklarının kısıtlanmasına derhal son verilmeli.
Allah, CHP'yi, Ekrem İmamoğlu'nu ve Türk Milleti'ni korusun! Her hal ve şartta, meşru ya da gayrimeşru bütün güç odakları ülkeyi felaketten yegane kurtarma umudu haline gelen CHP ve Ekrem İmamoğlu'na saldırıyor. Türk Milleti'ne çıkmaz yoldan başka hiçbir şans tanımayanlardan Allah'a sığınıyoruz.
İnsanlığın lanetlediği en katıksız suçları işlemiş, en çetrefilli şartlarda varlığını sürdürmüş, çok boyutlu insanlık suçlarında derinleşmiş bir karanlık örgüte güven esaslı inisiyatif vermek ve kendini feshetmesini ummak; tarihin defalarca bedelini ödettiği bir iyimserliktir.
Özledim Anne
Sevgili gençler, hazırlanın, büyük bir yolculuğa çıkıyoruz.
Ben rakibinden bu kadar korkan, kontrolünü kaybeden ve panikle aynı anda bütün tuşlara basan başka siyasetçi ne gördüm ne duydum. Beni hapse de atsan, sosyal medya hesaplarımı da engellesen unuttuğun bir şey var; bu ülkede milyonlarca Ekrem var.
#İmamoğluHerYerde
Birer birer eksileceğimizi sandınız ama biz milyon milyon büyüyoruz!
Bu kadar kolay mı sanıyorsunuz? Bu şahsi bir mesele diye mi düşünüyorsunuz?
Bu büyük bir milletin yürüyüşüdür.
Elinizden geleni ardınıza koymayın. Artık korku duvarları yıkıldı.
Bu şeytani mahluğun öyküsünden çıkan trajedinin dozu, üstündeki örtü kalktıkça korkunçlaşıyor. Türkiye'nin umudu olmaya çalışan insanların üstüne kimleri salıyorlar gördükçe, insanın içini bir tiksinti kaplıyor. Bu karanlık ruhlu insanlarla aynı havayı solumak, vicdanı kahırla boğan bir kader gibi.
Bu ifade çok profesyonelce hazırlanmış ve ezberletilmiş. İki çocuğunu öldürecek kadar akıl sağlığı yerinde olmayan biri, bu kadar stratejik ve kontrollü bir açıklama yapamaz. CHP, bu yumruğun emrini veren şahsı ve bu taşeronla temas kuran şer odaklarını ortaya çıkarmalı ve kamuoyuna açıklamalıdır.
"İMAMOĞLU'NU GURTARMAYA GELDİK"
Bunu söyleyen kadınlar, 100 yıl önce sırtlarında taşıdıkları top mermileriyle vatanı kurtarmıştı. Ne derlerse yapacaklarından hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
Bir zamanlar topluma, belirli bir tarihte ulaşılacağı ilan edilen büyük bir hedef vardı. Bu hedef, yalnızca bir ekonomik eşik değil; aynı zamanda bir anlatının, bir inancın, bir yönetim tahayyülünün de mihenk taşıydı. Yıllar geçti, hedefin yarısına bile ulaşılamadı. Ancak ilginç olan, artık bunun bir mesele sayılmamasıdır. Çünkü hedefin gerçekleşip gerçekleşmemesi değil, gerçekleştiğine dair inancın sürmesi esas hale gelmiştir. Toplumsal belleğe, başarı ile tekrar arasındaki bağ zayıflatılarak müdahale edildi. Yüzlere sürülen zafer maskeleri, içeriği sorgulanmayan ama duygusal bir tatmin sağlayan sahte bir parıltı sundu. Zamanla yalnızca hedefler değil, onları sorgulama iradesi de küçüldü. Kimse artık sayı sormuyor, kıyas yapmıyor, “neden biz değiliz?” demiyor. Çünkü hedeflerin gerisinde kalmak değil; bunu sorun etmek, sistemin ruhuna aykırı bir eyleme dönüştü. Ve toplum, bu dönüşümde edilgen bir seyirci değil, çoğu zaman gönüllü bir destekçiydi. Gerçeği değil, rahatlatıcı tekrarları; yüzleşmeyi değil, ortaklaşa suskunluğu seçti. Yalan, yalnızca iktidarın üretimiyle değil, onun yayılmasını sağlayan sessiz rızayla da büyüdü. Bir şahsın ve çevresindeki dar bir çevrenin ihtirasları, ancak milyonların bu yüzsüzlüğe omuz vermesiyle toplumu iliklerine kadar çürütebildi. Yeni çağın kurgusu şunu telkin ediyor: Gerçek, sürekli tekrar edilen şeydir. Gerçeğin karşıtları yoktur; yalnızca "düzeltilmesi gereken algılar" vardır. İhracat verileri, refah ölçütleri, küresel rekabet… Bunlar, yalnızca anlatıya uydukları sürece anlamlıdır. Gerçeğin yerine propaganda, hesabın yerine slogan, hafızanın yerine yankı odaları geçmiştir. Ve böylece, yalnızca hedefler küçülmedi. İnsanların talepleri, hayalleri, kıyas yapma güdüleri de minyatürleşti. Büyük bir toplum, kendisine çizilmiş dar bir çerçevenin içinde alkış tutmayı öğrendi ve bunda anlam bulmayı kabullendi.
Herkesin bildiği bir yalanı öyle utanmazca, öyle böbürlenerek söylemelisin ki yalanlarına arka çıkmak isteyen ama bundan çekinen kitlelere, bu yüzsüzlüğü taşıma cesaretini aşılayabilesin. Bir şahıs ve etrafındaki azınlığın doymak bilmez ihtirasları yüzünden bir toplum iliklerine kadar çürüyor.
Dünya, iyi insanlar için her zaman zorlu bir mücadele alanı olmuştur. Bu hiç değişmedi ama zalim dünya, bazen iyiler için katlanılmaz bir cehenneme döndü. En küçük haysiyet belirtisi göstermenin kahramanlık sayılması gereken dönemlerin birinden geçiyoruz. Selam olsun, Ramazan Gülten'e!
Birer birer eksileceğimizi sanıyorsunuz ama biz milyon milyon büyüyoruz!
Türkiye Cumhuriyeti, çökmüş bir imparatorluğun ardından, bağımsızlığını yitirmiş bir halkın ölüm kalım mücadelesiyle kurduğu bir devlettir. Milletimizin önderleri, halkla omuz omuza vererek, imtiyazlı zümrelerin tasallutunu sona erdirmiş; işgalci kuvvetleri topraklarımızdan söküp atmıştır. Bu topraklarda egemenlik, bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir haktır. Ve bu hak, hiçbir zaman bir kişiye, zümreye ya da sınıfa devredilmemesi için, gelecek kuşaklara bir emanet olarak bırakılmıştır. 23 Nisan 1920, bir dönüm noktasıdır. Milletin topyekun, bir daha çökmemek üzere ayağa kalktığı gündür. O anın dönüşü yoktur. Anayasanın kaçıncı maddesinde yazarsa yazsın, yazmasa da fark etmez; Türk Milleti, egemenlik hakkını korumanın daima bir yolunu bulacaktır. Ulu Önder Atatürk başta olmak üzere, kurucu ve kurtarıcı yol arkadaşlarına; ülkemizin ve milletimizin kurtuluşu ile kuruluşu uğruna en küçük bir emek vermiş tüm atalarımıza derin bir saygı ve sonsuz bir minnetle.
“Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.”
Bu kanun, aziz atalarımız tarafından kanla yazılmıştır.
AKP seçmeninin temel sorunu; 23 yıldır inşa ettiği bir kimliğin boşa düşmesi, yıllarca edindiği inançların gerçekliğin tehdidi altında hüsrana uğraması korkusudur. Her kriz anında Reis'in kanatlarına sığınıp gerçeği inkar etmek dışında bir çıkışı yoktur. Travmayı ertelemek, tek seçeneğidir.
Netanyahu rejiminin, Gazze'de Filistinliler'e karşı yürüttüğü soykırıma karşı düzenlenen protesto gösterisinde yaralanan bir genç. Protesto, CHP İstanbul İl Başkanlığı tarafından, 19 Nisan 2025'te İstanbul'da düzenlendi.
Gazze'de, insanlığı ayaklar altına alan bir soykırım durmaksızın sürüyor. İnsanlığa karşı işlediği suçlar nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama kararı çıkartılan Netanyahu, Gazzeliler'e tehçir ve soykırımın dışında bir seçenek sunmuyor. Ucunda ölüm de olsa bu zulme karşı koy!
Hiçbir suçu olmadığını adımız gibi bildiğimiz Ayşe Barım'ın 90 gündür hapishanede tutulmasının nedeni, menajerliğini yaptığı sanatçıları sindirerek 19 Mart darbesine tepkisiz kalmalarını sağlamaktı. Ölümcül sağlık sorunlarıyla boğuşan Barım eğer hapiste ölürse, umarız olmaz, o korku duvarı yıkılır.